Şiir şiirde kalmaz! Elbette; yalnızca ve hiç, şiirde kalmaz. Peki nerede kalır; yayılıp genişledikçe kaybolan halkalar gibi, adeta hayali bir su yüzeyinde mi? Etkileri, gücü nereye kadar uzanır; yahut bir başka gücün ya da güçlerin, siyasal erkin uzantısına mı dönüşür. Sorular çoğalacaktır…
İktidar(1ar) kullandığı, hatta zaman zaman yaygınlaştırılmasına aracı kıldığı dille, şairi ve kelimeleri hizmetine ve görünür/görünmez bir tahakküm altına alır, almıştır. Oysaki, “Kelimeler hizmet ettiklerinde kötürümleşirler. Şairse, kelimenin ta kendisidir.”
Bu bağlamda, şiirin ve şairin iktidarla yaşadığı marazi ilişkinin izlerini trubadurlardan ‘Poet Laureate’e dek sürebilir; İttihat terakkiden cumhuriyete Ziya Gökalp, Hüseyin Siret, Halil Nihat, Ahmet Kutsi, Ömer Bedrettin, Şükûfe Nihal, Kemalettin Kâmi, Mustafa Seyit v.d. örnekler üzerinden yeni baştan okuyabiliriz…